Divan nedir?

İslam devletlerinde idari, mali, askeri meselelerin ve her türlü davaların görüşülüp gerekli hükümlerin verildiği toplantı ve toplanılan yer. Kelimenin tarih içinde ortaya çıkışı, hazret-i Ömer zamanına kadar uzanır. Hazret-i Ömer zamanında Medine’de hükumet dairesi teşkil edilerek, maaş ve vazife defterleri tutulmuştur. İsimlerin yazıldığı deftere toplanmış olmasından dolayı divan adı verilmiştir. Emevi Devletinde belli başlı dört divan vardı. İdari işler bu divanlar vasıtasıyla yürütülürdü. Bunlar:

Divan-ül-harac

Mali işlerle ilgili divan. Abdülmelik bin Mervan devrine kadar bu divanlar Rumca ve Farsça yazılıyordu. Abdülmelik bin Mervan, İran ve Şam bölgesinin defterlerini Arapçaya çevirtti. Daha sonra da oğlu Velid halife olunca, Mısır defterlerini Arapça’ya tercüme ettirdi.

Divan-ür-resail

Bu divana bakan reis, mektuplarla ilgilenirdi. Bunlar merkezden valilere ve valilerden de merkeze gönderilen mektuplardı.

Divan-ül-müstagallat

Çeşitli gelirlere bakan divan.

Divan-ül-hatem

Hazret-i Muaviye tarafından kurulan bu divandaki memurlar, halifenin emirlerini istinsah ederek yani nüshalarını çoğaltarak gereken yerlere gönderme vazifesini yürütürlerdi. Emirler yazılıp dürülerek iple bağlanır ve mumla mühürlenirdi. Bu dört divandan başka, emniyet teşkilatının organizesi ve vazifeli memurlara maaş verilmesini, askeri harcamaların tanzim edilmesini yürüten başka divanlar da vardı. Yine posta işlerine bakan Divan-ül-Berid de hazret-i Muaviye zamanında kurulmuştur.

Abbasilerde de, devletin kuruluşundan itibaren işler, divan adı verilen muhtelif dairelerde yürütüldü. Abbasilerde, önce en büyük daireye divan denildi ise de, daha sonra muhtelif dairelere de bu isim verildi. Abbasilerin orta zamanlarında divan çok gelişme gösterdi. Devlet işlerini görüşmek ve yürütmek için, devletin ileri gelenlerinden büyük bir divan kurulurdu. Bu divanda; vezir, kadılkudat ve diğer vazifelilere ayrılmış yerler vardı. Halife için de bir makam ayrılırdı. Ancak halife buraya oturmaz, divana bakan yüksek bir yerden, divandaki müzakereleri takib ederdi. Divanın üyeleri onu görmezlerdi.

divan

Abbasilerde divana, Halife Mu’tasım devrinde Divan-ı Adl denildi. Abbasi Devletinde, devlet teşkilatı, Erbab-ı Seyf ve Erbab-ı Kalem olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Vezir, hacib, nakib, divan-ı mezalim, Erbab-ı Seyfden idi. Erbab-ı Kalem ise; divan erkanı, ulema, belediye reisi, evkaf memurları ve diğer kalem erbabıydı. Abbasi devrinden itibaren ve daha sonraki senelerde divan, bütün İslam devletlerinde yaygın bir hale geldi. Abbasiler zamanında yönetim işlerini bir arada yürüten Divan-ı İnşa’dan başka yalnız halifenin hususi mektuplarını yazıp gerekli yerlere gönderen, Sultaniyat adıyla başka bir divan daha kuruldu. Bunlardan başka umumi işlere bakan Divan-ül-Âm, adalet işlerine bakan Divan-ül-Adl, Kadılkudat, Divitdar, Hacib, Nakib gibi memurların katıldığı divanlar da kuruldu.

Yine halifenin uygun gördüğü işlere bakan Divan-üz-Zimam, sarayda memur olanların işlerini yürüten Divan-ül-Aksam, denetim vazifesini yapan Divan-üz-Zaman, halkın devlet memurlarından dolayı şikayetlerini dinleyip ilgilenen Divan-ül-Mezalim, valilerin hesaplarına bakan Divan-üt-Tevki’, vakıf işlerini yürüten Divan-ül-Birr de, Abbasiler zamanında kurulan divanlar arasında yer aldı. Büyük divanlara tabi divanlar, yani muhtelif devlet daireleri vardır. Büyük divana aza olanlardan her biri, ayrıca kendi vazife sahasını ilgilendiren işlerin idaresi için reisi bulunduğu bir divana sahipti. Devlete bağlı eyaletlerde de divanlar kurulmuştu. Bu divanlar da, büyük divana bağlı ve aynı esaslar dahilinde yürütülüyordu. Müslüman-Türk devletlerinde de divanlar kurulmuştur.

Büyük Selçuklu Devletinde merkezde veya hükümdarların bulundukları yerlerde umumi devlet işlerini yürüten ve Divan-ı Sultan adı verilen büyük bir divan vardı. Bundan başka, merkezde devletin mali, askeri, adli, muharrerat gibi işlerini yürüten ikinci derecede divanlar vardı. Eyaletlerde de divanlar kurulmuştu. Vezir büyük divanın reisi ve mesul amiriydi. Buna Sahib-i Divan-ı devlet denilirdi. İlk zamanlarda bu divana hükümdar başkanlık etmişse de, genelde idareyi vezir yürütürdü. Büyük Selçuklu Devletinde hükümdarın re’sen, yani başlı başına verdiği emirler de, divanda görüşülüp, istişare ve müzakere edildikten sonra karara bağlanırdı. Kesin olarak bilinmemekle beraber, kaynaklardan anlaşıldığına göre; vezir, maliye vekili olan sahib-i zimam vel-istifa veya müstevfi, sahib-i tuğra veya tuğrai denilen nişancı veya münşi ve devletin umumi müfettişi müşrif ve milli müdafaa vekili olan emir-i arız-ül-ceyş, divanın belli başlı üyeleriydiler. Selçuklularda ilk divan, 1036 senesinde Tuğrul Beyin başkanlığında toplanmaya başladı. Divan haftada iki defa toplanırdı. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu’ya gönderildiği zaman, Büyük Selçuklu divanından onun maiyetine vezir ve devlet ricali verilmişti. Selçuklu Devletinde büyük divandan başka şu divanlar vardı:

Müstevfi divanı

Bu divan, devletin mali işlerine bakardı. Bütün mali işlerden mesuldü. Vilayetlerdeki Amid denilen haraç ve tahsil memurları bu divana bağlıydı. Her vilayetin varidatını ve masraflarını tayin, bu divana aitti.

Tuğra ve inşa divanı

Sultanın vilayetlerle ve eyaletlerle haberleşmesini sağlar, berat, nişan veya menşur denilen hükümdar tuğrasını taşıyan, arazi ve tayinlere ait vesikaları verirdi. Divanın reisine, Tuğra, İnşa veya Tuğrai adı verilirdi. Bu divan, Tuğra ve Divan-ür-Resail vel-İnşa olarak ikiye ayrılır ve ikincisinin reisine Münşi denilirdi. Tuğrainin bir vazifesi de; sultan ava çıktığı zaman, maiyetinde bulunup vezire vekalet etmekti.

Müşrif divanı (Divan-ül-İşraf)

Bu divanın vazifesi, devletin mali ve askeri işlerinin yolunda gidip gitmediğini teftiş etmekti. Divan reislerine İşraf-ı Memalik, Sahib ü Divan-ı İşraf-ı Memalik veya İşraf-ül-Memleke denirdi. Bu reisler, son derece itimada şayan, divan ve devlet işlerinde tam bir vukuf sahibi olan kimselerden seçilirdi. Onlar da icab ettikçe, şehirlere ve nahiyelere vekil göndererek işleri inceletirlerdi. Bu vekillerde de itimad ve liyakat aranırdı.

Divan-ı arız

Divan-ı Arz da denilen bu divanın vazifesi; askerin maaş ve levazımatını temin etmekti. Bugünkü tabirle Milli Savunma Bakanlığının vazifesini üstlenmişti. Ordunun levazımatına ve ihtiyaçlarına bakan, maaşlarını veren, defterleri tutup yoklamalarını yapan divandı. Reisine Emir-i Ârız denirdi. Anadolu Selçuklu Devletinin mühim dairelerinden biri de Divan-ı Tuğra idi. Bütün menşur, berat ve nameler, bu divanda yazılır ve hükümdar alamet ve tuğrası burada çekilirdi. Bu dairenin reisine Tuğrai denirdi. Bunlar Arapça ve Farsçayı iyi bilen alim ve ediplerden tayin edilirdi. Bir diğer divan da Divan-ı İşraf olup, devletin mali ve idari işlerini kontrol eder ve icab eden yerlere naib, yani divan namına vekil memur gönderirdi. Bir de adliye işlerine bakan Emir Dad Divanı vardı. Tevkif işlerine bakardı. Îcab edince veziri ve diğer divan azalarını da tevkif edebilirdi. İlhanlılarda, Akkoyunlularda ve Memluklerde de divanlar vardı. Bu divanların teşkilatları, birbirine çok benzemekteydi. Selçuklularda, bu divanların dışında, büyük divana dahil olmayan divanlar da vardı.

Şer’i işlerin dışında kalan davalara bakan Divan-ı Mezalim, posta işlerini gören Divan-ı Berid bunlardandı. Divan-ı Berid’in reisi, Sahib-i Berid olarak anılırdı. Bunu hükümdar kendisi tayin ederdi. Bu divan vasıtasıyla hükümdar, memleketin her tarafından haber alırdı. Memleketin dört bir ucundan haber getirmek üzere Peykler, yani piyadeler (sailer) vazifelendirilirdi. Anadolu Selçuklularında ise devletin bütün işlerini yürüten büyük divandan başka çeşitli divanlar vardı. Büyük divana, Divan-ı Saltanat veya Divan-ı Âli denirdi. Bu divana vezir, icab edince de hükümdar başkanlık ederdi. Büyük divandan başka, büyük divan tarafından kendilerine havale edilen işleri gören ikinci derecede divanlar vardı. Bu divanlar Niyabet-i Saltanat veya Niyabet-i Hazret, Müstevfi, Pervane, Tuğra veya İnşa, Ârız, İşraf-ı Memalik divanlarıydı.

Bu divanların reisleri, büyük divanın azalarından idiler. İkinci derecedeki divanlardan Niyabet-i Saltanat makamındaki kimse, vezirden sonra gelirdi ve hükümdar merkezde bulunmadığı zaman, ona ait devlet işlerine bakardı. Niyabet-i Hazret; Anadolu Selçukluları, Moğolların nüfuzu altına düştükten sonra, Moğollar adına Selçuklu idaresinde söz sahibi olan naibe verilen addı. Devletin bütün mali işlerine Divan-ı İstifa bakardı. Yalnız arazi ve ikta defterleri ve onların muameleleri, büyük divana ve bu divana bağlı Pervane denilen divana bırakılırdı. Pervane, büyük divanda bulunan arazi defterlerinde, has ve ikta yani dirlik olan timara ait tevcihatı yapan ve buna dair menşur ve beratları hazırlayan mühim bir daireydi. Bu dairenin reisine Pervaneci ve bu berat ve menşurlara da Pervane denilmiştir.

Osmanlı Devletinde ise devlet işlerini yürüten, gerekli kararları alan devlet yetkililerinin toplandığı yüksek kurul anlamına gelen divan vardı. Bu durum, devletin daha kuruluş yıllarında ortaya çıkmıştı. Kısa zamanda vazifesi ve vazifesinin sınırları üzerinde duracağı kanunları tesbit edilmiş bir hale gelen divan, bütün devlet kuruluşlarının üstünde hususi bir ad ile anılmaya başlandı. En büyük divan, Divan-ı Hümayun’du. Divan kelimesinin hazret-i Ömer zamanındaki manası, göz önüne alınınca, “yazıya geçme” “defter tutma” gibi bir anlamla karşılaşırız. Buradan hareketle şairlerden bazıları yazdıkları şiirleri deftere geçirmişler, böylece şiir defterleri, yani divanlar ortaya çıkmıştır. Bu şiirler yalnız bir şaire ait olup, sadece bir şairin şiirlerinin toplandığı defterlere “divan” adı verilmiştir.

Bu şekilde ortaya konan divanlar, İslami Edebiyatta başlangıçtan beri görülegelmiştir. Türk Edebiyatında ise, Ahmed Yesevi’nin Divan-ı Hikmet adlı eseri ile ortaya konmuş, bunu doğu ve batı Türklüğünde yazılan divanlar takib etmiştir. Fatih devrine gelinceye kadar Yunus Emre, Ahmedi, Şeyhi gibi şairler birer divan bırakmışlar, Fatih’ten sonra ise, başta bazı Osmanlı padişahları olmak üzere divanlar yazmışlardır. Divanlar, yığma veya gelişi güzel bir şekilde olmayıp, belirli bir tertibe göre düzenlenmişlerdir. Bu tertipte başta kasidelerin bulunduğu “kasaid”, sonra gazellerin bulunduğu “gazeliyat”, bunu da beyit, kıta, rubai, tarih ve mısralar ile çeşitli şiirlerin yer aldığı “müfred” kısımları takib eder. Bu şiirlerde de konu olarak bir düzenleme vardır. Önce münacat, tevhid, natlar bulunur.

Osmanlıdan önce divan

İslam tarihinde ilk divan, ikinci halife Ömer döneminde (634-644) bir devlet dairesi olarak kuruldu. Devlet gelirleri ve giderleriyle ilgili işler burada yürütülüyordu. Emeviler döneminde (661-750) divanların sayısı artırıldı. Devlet merkezi Şam'da, vergi işlerini yönetmekle görevli olan Divanü'l-Harac giderek ana divan durumuna geldi. Merkezde çeşitli devlet işlerini yürüten başka divanların yanında eyaletlerde de divanlar vardı. Divan geleneği Abbasiler döneminde de (750-1258) sürdü.

Bu dönemde, vergi işleriyle Divanü'l-Harac, zekat işleriyle Divanü's-Sadaka, askeri işlerle Divanü'l-Ceyş, devlet görevlilerinin ücretleriyle Divanü'n-Nafaka, saray giderleriyle Divanü'l-Hazine, posta ve gizli haberalma işleriyle Divanü'l-Beridi ve mali denetimle Divanü'z-Zimem uğraşıyordu. Divanü's-Sır ise devletin önemli iç ve dış sorunlarıyla ilgili kararların alındığı bir üst kuruldu. Abbasilerde Divanü'l-Mezalim adlı bir kurul halkın çeşitli konulardaki yakınmalarını dinler ve bunları halifeye iletirdi. Halifeler divan toplantılarına katılmazlardı. Gerek duyduklarında, toplantının yapıldığı salona bakan yüksek bir yerde oturup görüşmeleri pencere arkasından izlerlerdi.

Daha sonra kurulan İslam devletleri büyük ölçüde Abbasi divan geleneğini sürdürdüler. Büyük Selçuklularda Divanı Âla devletin en yüksek yönetsel kuruluydu. Divan-ı Âla’nın altında resmi yazışmaları yürüten Divan-ı İnşa ve Divan-ı Tuğra adlı iki divan vardı. Mali kayıtları Divan-ı İşraf-ı Memalik tutar, mali denetimi de Divan-ı Nazar-ı Memalik yapardı. Askeri işleri Divan-ı Arz ya da Divan-ı Ceyş denilen kurul yürütürdü. Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklulardaki divan geleneğini bazı değişikliklerle korudular. Anadolu Beylikleriile Akkoyunlular ve Karakoyunlularda da benzeri kurumlar vardır.

Divanı hümayun

Osmanlı İmparatorluğu'nda, padişah sarayında toplanan ve şimdiki Bakanlar kurulu gibi memleketin önemli işlerini gören, bu arada müracaat dilekçelerini de kabul ederek bir çeşit yüksek mahkeme vazifesi de gören kurumdur. Divan-ı Hümayun , Topkapı Sarayındaki Kubbealtı dairesinde toplanırdı. Kuruluşu, Orhan Gazi dönemindedir. Devletin ilk zamanlarında devlet işleri ya doğrudan doğruya padişahlar tarafından ya da sadrazamlar tarafından görülürdü. İstanbul'un alınmasından sonra, devlet işlerinin çoğalması, böyle bir divanın kurulmasını gerekli kılmıştır.

Osmanlı Devletinin merkez teşkilatının üç büyük temel unsurundan biri de, Divan-ı hümayun ve kalemleridir. Diğerleri Bab-ı asafi ve kalemleri ile Bab-ı defteri ve kalemlerinden meydana gelmektedir. Divan-ı hümayunda, imparatorluğa ait siyasi, idari, askeri, örfi, şer’i, adli ve mali işler, şikayet ve davalar görüşülüp, ilgililer tarafından tetkik edildikten sonra, bir karara bağlanırdı. Divan, hangi dil ve millete mensup olursa olsun, her sınıf halka, kadın erkek herkese açıktı. Devletin idari, siyasi ve örfi işleri doğrudan doğruya; diğerleri, bir müracaat, bir itiraz veya bir lüzum üzerine tetkik edilirdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya mahalli kadılarca haklarında yanlış hüküm verildiğini iddia edenler, vakıf mütevellilerinin haksız muamelelerine uğrayanlar, idari veya askeri amirlerden şikayeti olan herkes ve diğer davacılar Divan-ı hümayuna bizzat başvururlardı.

Bütün davalar burada tarafsızlıkla görülürdü. Ayrıca, harp ve sulh gibi kararlar divanca verildiği gibi, bütün mühim devlet işleri de burada müzakere edilir ve neticelendirilirdi. Divanda bitmeyen veya padişaha arza muhtaç olmayan gerek resmi ve gerek hususi işler, padişahın mutlak vekili olan veziriazamın İkindi Divanı'nda müzakere edilir ve karara bağlanırdı. Divan-ı hümayun, mutad toplantılarından başka, kapıkulu askerlerine ulufe dağıtımı için üç ayda bir fevkalade olarak toplanırdı. Gelen yabancı elçiler de, bu vesile ile sadrazamla görüşürler ve daha sonra padişahın huzuruna çıkarlardı. Buna, Galebe Divanı denirdi. Padişahın, teb'asıyla ve bilhassa askeri sınıflarla aracısız olarak görüşmesi gayesiyle, tahtın, Babüssaade denilen, sarayın üçüncü kapısı önünde kurulması suretiyle akdedilen olağanüstü toplantılara ise, Ayak Divanı denirdi. Ayak divanları, ekseriya ihtilal veya karışıklık zamanlarında olurdu. Hükümdar, burada halkla veya askerle doğrudan doğruya temas eder, dertlerini dinlerdi.

Ayak Divanının, mühim ve acele işleri müzakeresi ve derhal bir karara varılması için, hükümdarın veya serdar-ı ekremin başkanlığında, saray dışında ve mesela sefer zamanlarında ordunun bulunduğu yerde toplandığı da olurdu. Bu sırada müzakerelere, yalnız devlet adamları ve tecrübeli komutanlar katılırdı. Fatih devrine kadar, divana bizzat padişahlar başkanlık ederlerdi. Daha sonra padişah adına veziriazamlar (Baş Sadrazamlar) başkanlık etmişlerdir. Padişah nerede bulunursa, divan orada toplanırdı. Yalnız veziriazam seferde bulunurken, büyük divan onun başkanlığında toplanırdı. Fatih zamanında da divan her gün toplanmakta olup, haftada dört gün padişahın huzaruna arza girilirdi. Divan-ı hümayun toplantıları, 16. yüzyıldan sonra haftada dört güne inmiştir.

Tarihçi Gelibolulu Mustafa Âli’nin yazdığına göre, Üçüncü Murad Han zamanına kadar, haftada dört gün divan toplanır ve bu divan toplantılarından sonra dört defa da arza girilirken, dört defa arza girmek çok görüldüğünden, arz günleri, ikiye indirilmiştir. Toplantı, Cumartesi, Pazar, Pazartesi ve Salı günleri yapılırdı. Bu dört günde, Divan-ı hümayun üyeleri, saraya gelip işlere bakarlardı. Pazar ve Salı günleri müzakerelerden sonra veziriazam ile diğer vezirler, kazaskerler ve defterdarlar, Arz Odası'nda padişahın huzuruna kabul olunarak, divan işleri hakkında her biri ayrı ayrı izahat verirdi. Divan heyetine, vezir rütbesinde olmadıkça, Yeniçeri Ağası katılamazdı. Vezir olmayan Yeniçeri Ağası, arz günlerinde divan üyelerinden önce arza girip, Yeniçeri Ocağına dair söyleyeceğini söyler, sonra maiyetiyle beraber, ağa kapısına girerdi.

Dördüncü Mehmed’in padişahlığı ve Fazıl Ahmed Paşanın sadrazamlığı zamanında, evvela Avusturya(II. Viyana Kuşatması) ve sonra Leh seferleri dolayısıyla padişah Edirne’de bulunduğundan, divan müzakerelerini, yalnız arz günlerine inhisar ettirerek, haftada iki gün, yani Pazar ve Salı günleri toplanması kararlaştırılmıştı. Padişah, 1677’de İstanbul’a gelince, yine aynı surette haftada iki gün olarak devamı emredilmişti. Bu durumda devlet işleri, yavaş yavaş sadrazamların İkindi Divanı'na yükletilmiş oluyordu. İkinci Ahmed’in saltanatının son senelerinde, haftada iki gün toplanan divanın azlığı ve sahiplerinin mağduriyeti göz önüne alınarak, bu hükümdarın emriyle, divan toplantıları yine haftada dört gün olmuştu.

Divan toplantılarının, 18. yüzyıl başlarında, Üçüncü Ahmed Han zamanında, haftada ikiye ve sonra bire indiği görülmektedir. Daha sonraki devirlerde divan toplantıları, büsbütün terk edilerek işlerin halli sadrazam divanına bırakılıp, padişahların iradeleri alınmak için, hükümdara telhisçi gönderilmek suretiyle, Paşa Kapısı'nda görülür olmuş ve divan akdi üç ayda bir, kapıkulu ocaklarına maaş verme ve yabancı elçi kabulü şekline dönüşmüştür. Divan-ı hümayunun Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denilen binasını, Kanuni Sultan Süleyman zamanında veziriazam Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bundan evvel, sonradan Eski Divanhane denilen başka bir divan toplantısı yeri bulunmaktaydı. [Divan-ı Hümayun binası, ikinci yer veya alay meydanı denilen orta kapı ile Babüssaade arasındaki sahada sol kısımdadır.

Kubbealtı veya Divan-ı hümayun binası, esas itibariyle, üç kubbe altındadır. Bu üç kubbeden birisi, divan üyelerinin toplandığı müzakere salonudur. Burada, üyelerin oturacağı yerler bellidir. Bu salonda veziriazam ile diğer vezirlerin oturdukları yerin üstünde, padişahların divan toplantılarını gizlice dinledikleri “Kasr-ı Adl” denilen kafes pencereli yer bulunmaktadır. Divan-ı hümayun, 18. yüzyıldan sonra önemini kaybetmesine rağmen, büsbütün ortadan kaldırılmayarak, imparatorluğun sonuna kadar muhafaza edilmiştir.

Sözlükte "divan" ne demek?

1. Yüksek aşamadaki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis.
2. divan edebiyatı ozanlarının koşuklarını topladıkları yapıt.
3. Sedir (i).

Cümle içinde kullanımı

Köşedeki divana oturmuş, ayaklarını karşısındaki koltuğa dayamıştı.
- Ö. Seyfettin

Divan kelimesinin ingilizcesi

n. couch, large couch with no back or ends
n. couch, divan
n. couch, divan
Köken: Farsça